Hollanda merkezli Hondius yolcu gemisinde tespit edilen Hantavirüs vakaları, salgın endişelerini artırdı. Gemideki 8 vakadan 6'sının kesinleşmesi ve 3 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine, virüsün yayılma potansiyeli gündeme geldi.
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vefa Öztürk, Hantavirüs'ün kemirgenler aracılığıyla bulaşan ve ciddi solunum sistemi sorunlarına yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu belirtti. Hastalığın ortaya çıkışında çevresel temas ve yaşam alanı koşullarının önemli rol oynadığını vurgulayan Öztürk, gemi gibi kontrollü alanlarda beklenmeyen bulaşların temel nedeninin kemirgen kontrolünün yetersizliği olduğunu ifade etti. Toplu yaşam alanlarında düzenli ve etkin kemirgen kontrolünün zorunlu olduğunu söyledi.
Hantavirüs kaynaklı enfeksiyonların hızlı yayılmasının beklenmediğini, zira insandan insana bulaşma oranının oldukça düşük olduğunu belirten Dr. Öztürk, temel bulaş yolunun kemirgenler olduğunu açıkladı. Bu nedenle hastalığın yayılım dinamiğinin, Covid-19 gibi solunum yoluyla hızla yayılan enfeksiyonlardan farklılık gösterdiğini dile getirdi. Ancak, şehirlerde fare popülasyonunun artması ve yetersiz kontroller durumunda salgın riskinin ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Günümüzde kemirgen ve yabani hayvan kontrol yöntemlerinin etkinliğinin arttığına dikkat çekerek, düzenli denetim ve koruyucu önlemlerin sürdürülmesi halinde Hantavirüs'ün Covid benzeri hızlı bir pandemi oluşturma ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.
Uluslararası limanlardaki sağlık taramalarının genel olarak yeterli düzeyde olduğunu ancak yeni virüslerin ortaya çıkması ve seyahat sıklığının artmasıyla bulaşıcı hastalıkların farklı ülkelere yayılma riskinin arttığını ifade eden Dr. Öztürk, hızlı ve yoğun seyahat imkanlarının virüs ve bakterilerin ülkeler arasında taşınma riskini artırdığını söyledi. Bu nedenle seyahat öncesinde bazı sağlık kontrollerinin faydalı olabileceğini ekledi.
Hantavirüs'ün belirtileri arasında ateş, halsizlik, kas ve sırt ağrısı yer alıyor. Bu belirtiler kısa sürede Hanta Kardiyopulmoner Sendromu'na dönüşerek kalp ve akciğer fonksiyonlarını bozabiliyor. İnsandan insana bulaşma ihtimalinin oldukça düşük olduğu vakalarda, temel etkenin kapalı bir ortamda fare varlığı olduğu belirtildi. Farelerin dışkı ve salyalarıyla çevreye yayılan virüslerin toz ve hava partiküllerine karışabildiği, ancak bunun doğrudan insandan insana bulaş anlamına gelmediği vurgulandı. Virüslerin zaman içinde varyant geliştirme potansiyeli olduğu ve gelecekte insandan insana bulaşma kapasitesi yüksek varyantlar ortaya çıkarsa bulaş oranlarında artış görülebileceği ifade edildi.
Virüslere karşı spesifik ilaçların sayısının sınırlı olduğunu ve birçok viral enfeksiyonda olduğu gibi destek tedavileri uygulandığını belirten Dr. Öztürk, amaçlarının virüsün oluşturduğu hasarı ve solunum yetmezliği gibi ciddi tabloları kontrol altına almak olduğunu söyledi. Bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotiklerle etkenin doğrudan hedef alınabildiği, virüslerde ise bunun çoğu zaman mümkün olmadığı belirtildi.
Temel korunma yöntemlerinin başında hijyen önlemlerinin geldiğini vurgulayan Dr. Öztürk, virüs taşıma ihtimali olan tozla temasın engellenmesi gerektiğini belirtti. Riskli ortamlarda çıplak elle temas edilmemesi ve eldiven kullanılması gerektiğini, bunun hem doğrudan teması azaltacağını hem de bulaşın farklı yüzeylere taşınmasını önleyeceğini söyledi. Solunum yoluyla bulaş riski nedeniyle maske kullanımının da önemli olduğunu, yüksek riskli alanlarda N95 benzeri maskelerin tercih edilmesi gerektiğini ekledi. Virüslerin havada asılı kalarak veya damlacıklar aracılığıyla taşınabildiği, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda bulaş hızının arttığı ifade edildi.