Araştırmalar, mizah anlayışının ve kendine gülebilme becerisinin, çocukluktaki akran dışlanmasından yetişkinlikteki sosyal ilişkilere kadar pek çok alanda önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Uzmanlar, bireyin kendisiyle barışık bir şekilde dalga geçebilmesinin ruh sağlığını koruduğunu ve sosyal bağları güçlendirdiğini belirtmektedir.
Akran Dışlanması ve Mizah Algısı İlişkisi: 1990'larda yapılan psikolojik çalışmalar, akranları tarafından dışlanan çocukların saldırgan veya ürkek/boyun eğen olmak üzere iki gruba ayrıldığını ortaya koymuştur. Bu grupların ortak noktası, yapılan şakaları doğrudan bir hakaret olarak algılamaları ve mizaha kapalı olmalarıdır. Zorba eğilimli çocuklar öfkeyle tepki verirken, içe kapanık çocuklar incinerek kendilerini soyutlamaktadır. Sosyal açıdan özgüvenli çocuklar ise şakaları önemsemeyip gülüp geçebilmektedir.
Mizahın Felsefi ve Bilimsel Gelişimi: İnsanın kendine gülebilme yeteneği üzerine tartışmalar yüzyıllardır sürmektedir. Antik Yunan filozofu Platon, mizahın üstünlük duygusundan kaynaklandığını savunurken, Thomas Hobbes olgunlaştıktan sonra geçmişteki budalalıklara gülebileceğini öne sürmüştür. 18. yüzyılda Uyumsuzluk Kuramı, mizahın sosyal normların beklenmedik ihlallerinden doğduğunu belirtmiştir. 2011'de yapılan bir deneyde, deneklerin yüzleri çarpıtılarak kendilerine gösterildiğinde, katılımcıların büyük çoğunluğunun gülümsediği ve önemli bir kısmının kahkaha attığı gözlemlenmiştir. Bu durum, insanın doğrudan kendisine de gülebileceğini kanıtlar niteliktedir.
Gelotofobi ve Gelotofili: Amerikalı araştırmacı Paul McGhee'ye göre, kendine gülebilmek ustalaşılması zor bir mizah türüdür. Bu gelişimin önündeki en büyük engel, insanların kendilerine gülmesinden aşırı korktuğu veya nefret ettiği 'gelotofobi' durumudur. Gelotofobik bireyler, en ufak bir tebessümü bile alay olarak algılayabilir. Katı ebeveyn tutumları, geçmiş travmaları ve kolektivist kültürler bu korkuyu tetikleyebilir. Bunun zıttı olan 'gelotofili' ise başkalarının kendisine gülmesinden keyif alma durumudur. Bu özelliğe sahip kişiler, günlük işleri bile eğlenceli hale getirebilen bir oyunculuk yeteneğine ve yüksek özsaygıya sahiptir.
Kendini Aşağılayan Mizahın Yeniden Değerlendirilmesi: Mizah Tarzları Ölçeği'ne göre mizah dört ana kategoriye ayrılır: ilişki geliştirici, kendini olumlayan, saldırgan ve kendini aşağılayan mizah. Kendini aşağılayan mizah uzun süre düşük özsaygı ve depresyonla ilişkilendirilse de, Plymouth ve Bristol Üniversiteleri'nden Dr. Sonja Heintz ve Prof. Claire Fox'un güncel araştırmaları bu algıyı değiştirmektedir. Kendini aşağılayan mizah, acı veya nefretten kaynaklanmadığı ve diğer mizah türleriyle dengeli kullanıldığı sürece, psikolojik uyum sağlama, ilişkileri güçlendirme ve stresi yönetme aracı olabilmektedir.
Kendine Gülmeyi Öğrenmek: Psikologlar, aşırı ciddi veya hassas yapıdaki bireylerin neşeli bir bakış açısı geliştirebileceğini belirtmektedir. Bunun için hassas noktalarla yüzleşmek, eğlenceli anları not etmek ve yaşanan olumsuzluklarla araya mesafe koyarak olaylara dışarıdan bakabilmek gibi yöntemler önerilmektedir.