Türkiye, 2025 yılında yaşadığı kuraklığın ardından 2026 yılında aşırı yağışlarla mücadele ediyor. Ülkenin birçok bölgesinde meydana gelen sel ve taşkınlar, vatandaşların tahliyesine yol açarken, felaketlerin nedenleri ve olası ihmaller kamuoyunda tartışılıyor.
Son olarak Adana, Samsun ve Tokat'ta etkili olan sel ve taşkınlar nedeniyle Tokat'ta 15 mahalle ve 7 köyden tahliye işlemleri gerçekleştirildi. Bu durum, iktidarın ormanları ve doğal alanları koruma konusundaki politikalarını da yeniden gündeme getirdi.
Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, Cumhuriyet'e yaptığı değerlendirmede, yaşanan sel felaketlerinin Türkiye'nin iklim değişikliğine yeterince hazır olmadığını gösterdiğini belirtti. Yıldız, bilim insanlarının aşırı meteorolojik olayların sıklığının ve şiddetinin artacağı yönündeki uyarılarına dikkat çekerek, Türkiye'nin bu tür olayları yönetebilme konusunda yasal ve kurumsal kapasite eksikliklerini gidermesi gerektiğini vurguladı.
Yıldız, şehir sellerinin önlenmesi için 'sünger kent' yaklaşımına dönülmesi gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşımda, göletler ve parklar gibi yeşil alanların yağmur suyunu emerek taşkınları engellediği belirtildi. Ayrıca, fazla yağışın olduğu dönemlerde suyun değerlendirilmesi için 'Yeraltısuyu Besleme Projeleri'nin yaygınlaştırılması önerildi.
Plansız ve çarpık kentleşmenin durdurulması gerektiğine de değinen Yıldız, kent yüzeyinin daha az beton kaplanarak geçirgenliğinin artırılmasını savundu. Şehirlerin yağmur suyu toplama ve uzaklaştırma sistemlerinin atıksu sisteminden ayrı olarak kurulması gerektiğini belirtti. Yıldız, nehir havzalarında taşkın yönetim planları ve illerde Afet Risk Azaltma planları olmasına rağmen, su yönetimindeki çok parçalı yapı ve koordinasyon eksikliğinin planların etkin uygulanmasını engellediğini söyledi.
Kamu kurumlarının sorumluluklarına ilişkin olarak Yıldız, belediyeler, il özel idareleri, su ve kanalizasyon idareleri ve DSİ bölge müdürlüklerinin yetkili olduğunu ancak yağmur suyu yönetimi ve dere ıslahı gibi konularda yerel mevzuatta yetki ve sorumluluk karmaşası yaşandığını dile getirdi. Yeni su yasası taslağında bu sorunlara çözüm bulunması beklense de, havza ölçeğinde etkin bir yetkili kurumun tanımlanmamış olması, mevcut çok başlı yapının sürmesi ve sorunların devam etmesi riskini taşıyor.