Bu yıl 33'üncüsü düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor. Ulusal uzun metraj film ve ulusal belgesel yarışmalarının yanı sıra, ulusal kısa film yarışması da büyük ilgi görüyor. Festival programına bu yıl eklenen ulusal yapay zekâ film yarışması da dikkat çekiyor.
Sanat dünyasında neoliberalizm ve postmodernizmin etkileriyle oluşan bireycilik ve toplumdan kopukluk eğilimlerine karşın, yeni nesil sinemacıların toplumsal konulara odaklanan filmlerle bu gidişatı tersine çevirdiği gözlemleniyor. Politik mesajlar vermekten çekinmeyen ve toplumun sorunlarını dert edinen bu genç sinemacılar, sanat ortamına yeni bir soluk getiriyor.
Ulusal kısa film yarışmasında 10 film ödül için yarışıyor. Bu filmlerden sekizi, günümüz Türkiye gerçekliğini merkeze alıyor. Buse Halaçoğlu'nun yönettiği “Yakın” filmi, ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde, yoksullukla mücadele eden bir kadının marketteki alışverişini anlatıyor. Salih Ortaçay'ın yönettiği “Gece Mesaisi”, bir butik otelde çalışan genç bir resepsiyonistin patronu tarafından sürekli gözetlenmesini konu alıyor ve yaşanmış bir hikâyeye dayanıyor. İlayda İşeri'nin yönettiği “Tarla Fareleri” ise günümüz sermaye sahiplerinin geçmişini ve mülkiyet meselesini ele alıyor.
Ecre Begüm Bayrak'ın yönettiği “İstiğfar ya da Kar”, Türkiye'nin önemli sorunlarından biri olan tarikatları konu alıyor. Film, bir cemaat içi cinayete tanık olan genç bir kadının yaşadığı ikilemi işliyor. Yaşar Güney Yurdakul'un yönettiği “Bir Gece Kadar Uzak”, deprem sonrası Antakya'da konteyner kentte yaşayan Seher'in hayallerini ve gerçekle mücadelesini anlatırken, unutulmuş bir şehrin izlerini taşıyor. Dalya Keleş'in yönettiği “Yerçekimi”, büyüme çağındaki bir genç kızın toplumsal uyum sorunlarını ve kendini kanıtlama çabasını konu alıyor. Berna Sitera Değirmen'in yönettiği “Aşk ve Diğerleri” ise ırkçı ve cinsiyetçi önyargılara karşı mücadele eden iki âşığın hikâyesini anlatıyor.
Ali Cabbar ve Erol Küçük'ün senaryosunu yazdığı ve Küçük'ün yönettiği “Hazirun” filmi, siyasi protestolar atmosferinde, polis baskını sırasında komşu dairedeki arama sırasında “hazirun” olarak bulunmaya zorlanan genç bir Ali'nin yaşadıklarını anlatıyor. Film, 2015'te polis kurşunuyla hayatını kaybeden Dilek Doğan'ın anısına da bir gönderme yapıyor.
Kısa film gösterimlerinin ardından düzenlenen söyleşilerde yönetmenler, günümüz koşullarının adının faşizm olduğunu belirterek, filmlerinin bu durumu dert edindiğini ifade ettiler. Ayrıca, otoritenin örgütlü toplumdan daha güçlü olamayacağı mesajı verildi.