Oyunculuk mesleğini, insanı tanıma yolculuğu olarak nitelendiren bir oyuncu, kariyerinde tek bir karakter tipine bağlı kalmadığını belirtti. Hayatın çeşitliliğini örnek göstererek, zaman zaman güçlü görünen bir insanın kırılganlığına, bazen de sessiz görünen birinin büyük mücadelesine tanık olunduğunu ifade etti. Bu durumun oyunculukta farklı dünyalara adım atma gerekliliğini ortaya koyduğunu söyledi.
Oyuncunun kariyerinde yer alan projeler arasında melodramatik bir dünyayı işleyen 'Lale Devri', polisiye ritmiyle öne çıkan 'Kara Para Aşk' ve hayatta kalma içgüdüsü üzerine kurulu sert bir evreni anlatan 'Avlu' gibi yapımlar bulunuyor. Bu çeşitliliğin, her karakterin insanlığa dair farklı bir pencere açması nedeniyle öğretici olduğunu ve işini tutkuyla sevmesinin ana nedenlerinden biri olduğunu vurguladı. Karakterlerin hepsinde ortak bir insanlık hali, yani korkular, arzular ve eksiklikler bulunduğunu, oyunculukta bu ortak noktaya ulaşmaya çalışmanın önemini dile getirdi.
Oyunculuğun yalnızca teknikle değil, merakla geliştiğini belirten sanatçı, insanlara ve onların farklılıklarına duyulan merakın azalması durumunda oyunculuğun tekrar etmeye başlayacağını söyledi. Çocukluğundan beri hikayelerle güçlü bir bağı olduğunu, romanlara ve filmlere olan ilgisinin aslında hikayelerin insanı dönüştürme gücüne yönelik olduğunu ifade etti. İlk başlarda kendini ifade etme alanı olarak gördüğü oyunculuğun, zamanla 'diğerini anlama çabası'na dönüştüğünü, artık karakterleri yargılamadan, 'Bu neden böyle davranıyor?' sorusu üzerinden anlamaya çalıştığını belirtti. Bu anlayışın dünyaya daha yumuşak bakmayı sağladığını ekledi.
Oyunculuğun sadece bir meslek olmadığını, aynı zamanda insan olmayı öğrenme süreci olduğunu vurgulayan oyuncu, yaş aldıkça alkıştan çok anlamın peşine düşüldüğünü gözlemlediğini aktardı. Projelere bakarken ilk olarak onlardan ne öğrendiğine ve nasıl bir iz bıraktığına dikkat ettiğini, bazen küçük görünen hikayelerin büyük prodüksiyonlardan daha derin etkilere sahip olabildiğini söyledi.
Edebiyatın oyuncuya büyük bir alan açtığına inandığını belirten oyuncu, 'Bir Adam Yaratmak' gibi metinlerin, karakterlerin zihinsel anlam arayışını ve iç dünyalarındaki çatışmaları göstermesiyle öne çıktığını ifade etti. Bu tür metinlerde, büyük duyguların büyük oyunlarla değil, sade ve incelikli bir şekilde taşınması gerektiğini, oyunculuğun bazen bir şeyi saklayabilme sanatı olduğunu belirtti. Seyircinin boşluğu kendi duygusuyla doldurmasına izin vermenin önemine değindi.
Zeynep karakterini, derin mutsuzlukları olan, histerik ancak özünde sevgi dilenen biri olarak tanımlayan oyuncu, edebiyat eserlerinden uyarlanan senaryolarda, hayal edilmiş ve zihinlerde yer etmiş karakterleri canlandırmanın zorluğuna dikkat çekti. Bu noktada yönetmene teslim olmanın en doğru seçenek olduğunu ifade etti. Okuma kulüplerinin, kendi yorumuna fazla tutunmamayı öğrettiğini, farklı insanların aynı cümlelerin altını çizmiş olmasının ilgisini çektiğini ve bu çeşitliliğin zihni esnettiğini söyledi.
Senaryoyu yalnızca kendi karakteri üzerinden okumaya başlamanın hikâyeyi kaybetme riski taşıdığını, genel resmi görememenin hem bireysel oyuna hem de toplu metne zarar verebileceğini vurguladı. Her karakterin diğerlerinin hayatıyla anlam kazandığını belirterek, iyi bir oyuncunun öncelikle iyi bir okur olması gerektiğine inandığını, çünkü okumanın sadece kelimeleri değil, satır aralarını, suskunlukları ve eksik bırakılan yerleri de okuyabilmek anlamına geldiğini sözlerine ekledi.