Finans otoriteleri, enflasyonun yükseldiği dönemlerde sıklıkla tercih edilen altının, kısa vadede enflasyona karşı kesin bir güvence sunmadığı konusunda uyarıyor. Altın, uzun vadede satın alma gücünü koruyabilse de, kısa vadeli dalgalanmalar gösterebiliyor.
UCLA Finans Profesörü Dr. Jeffrey Goodrich tarafından yapılan ve son 50 yılın verilerini kapsayan bir araştırmaya göre, altın ve petrolün enflasyonla olan ilişkisini gösteren korelasyon katsayısı yalnızca 0,35 olarak belirlendi. Bu sonuç, enflasyon arttığında altın fiyatlarının da mutlaka yükseleceği yönündeki yaygın algının bir yanılsama olabileceğini gösteriyor.
Altın fiyatlarını etkileyen tek faktör enflasyon değil. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed) gibi merkez bankalarının uyguladığı faiz artırımları, altının cazibesini azaltabiliyor. Faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde, faiz ve temettü geliri sağlamayan altın, yatırımcılar için cazibesini yitiriyor.
Altın, uzun vadede portföyü çeşitlendirme ve kolayca nakde çevrilebilme gibi avantajlar sunsa da, fiziki yatırımda saklama zorlukları, sigorta masrafları ve alım-satım arasındaki makas aralıkları gibi önemli riskleri de barındırıyor. Season Investments kurucu ortağı Elliott Orsillo, yatırımcılara tek bir varlığa bağlı kalmamaları konusunda tavsiyede bulunuyor. Orsillo'ya göre, hiçbir yatırım aracının her ekonomik koşulda tek başına koruma sağlaması mümkün değil; bu nedenle portföy çeşitlendirmesi yatırımcılar için en önemli strateji olarak öne çıkıyor.
Analistler, enflasyona karşı korunmak isteyen yatırımcılar için gayrimenkul, hisse senetleri ve enflasyona endeksli tahviller gibi alternatif varlıkların da değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, fiziki altın kadar fiyat hareketlerinden yararlanma imkanı sunan altın borsa yatırım fonları (ETF'ler) da uzmanlar tarafından öneriliyor.